|
 |
Türkiye'yi Geziyoz |
Alanya

Alanya geniş plajları tarihi eserleri modern otel ve
motellerin sayısız balık lokantaları kafe ve barlarıyla
mükemmel bir tatil merkezidir. Gelenleri ilk
karşılayanAlanya Yarımadası'nın üzerinde bir taç gibi
kurulmuş olan ve 13. yüzyıldan kalma şahane Selçuklu
Kalesidir. Etkileyici kalenin yanı sıra eşi benzeri olmayan
tersanesi ve anıtsal güzellikteki sekizgen Kızıl Kule
görülmeye değerdir.
Limanı çevreleyen kafeler ve barlar akşam saatlerinde liman
yolu boyunca el sanatları deri giysi mücevherat el çantaları
ve yöreye özgü ilginç renklere bezeli su kabaklarının
satıldığı butikler yer alır. Eğer mağaraları keşfetmekten
hoşlanıyorsanız Damlataş Mağarası'nı gezmeniz gerekir.
Mağara yakınında Etnografya Müzesi yer almaktadır. Tekneyle
üç deniz mağarasına ulaşabilirsiniz: fosforlu kayalarıyla
Fosforlu Mağara korsanların kadın esirleri tuttukları Kızlar
Mağarası ve Aşıklar Mağarası.
Alanya'nın 15 km. doğusunda yer alan Dim Çağı Vadisi
gölgelerin serinliğinde dinlenmek için ideal bir yerdir. Tüm
sahillerinden denize girilebilen Alanya tam bir güneş deniz
kum cennetidir.
Tarihçe: Alanya bazen Kilikya bazen de Pamfilya
topraklarından sayılmıştır. Daha sonra sırasıyla Hititler
Yunanlılar Romalılar bölgeye egemen olmuşlardır.
Çeşitli
istilalar ve savaşlarla harap olan kent Romalılarca yeniden
inşa edilir. Bizanslılar döneminde ise Alanya' ya ''Güzel
Dağ'' anlamına gelen Kolonoros adı verilir. 13. yy. da
Selçuklu Hükümdarlarından I. Alahaddin aaakubat kenti alarak
adını Alaiye olarak değiştirir. 13. yy. ortalarında
Karamanlıların eline geçen Alanya 1471 yılında Osmanlı
topraklarına katılır.
İklim: Alanya' da tipik Akdeniz iklimi hüküm sürmektedir.
Kışları yağışlı ve nemli yazlar kurak ve sıcaktır. Yıllık
ortalama hava sıcaklığı 19ºC'dir. Deniz suyu sıcaklığı
21ºC'dir.
Datça
Datça Tarihi
Datça yarımadasındaki buluntuların tarihi M.Ö 2000'lere
kadar dayanır.Bilinen ilk yerli halk Karlar.En parlak dönem
Dorlar döneminde yaşanmıştır.M.Ö 1000 yıllarında Trakya
üzerinden güneye inerek Yunanistan üzerinden bölgeye
gelmişler.Bugünkü Datça ilçesi merkezinin 1,5 kilometre
kuzeydoğusundaki Burgaz Mevkii'nde Knidos'u kurmuşlar.Knidos
Dor uygarlığının merkezi olmuş M.Ö. 546'da Lydia devletinden
Persler'in egemenliğine girmiştir.Oldukça fazla sayıda
arkeolojik kalıntı barındıran yarımada, tarih boyunca önemli
uygarlıklara yataklık etmiştir. Bunlardan en önemlisi Knidos
antik kentidir. Yarımadada bulunan yakın döneme ait 28
kilise kalıntısı, bölgenin aynı zamanda mistik bir kökene
sahip olduğunun kanıtıdır. Genel tarihini kısaca
özetlersek;Datça önce Karya'lıların, M.Ö. 1100 yılından
sonra da Dorların egemenliği altında kalmıştır.Knidos,ticari
nedenlerle M.Ö.4.yüzyılda yarımadanın uç noktasına bugünkü
görkemli kalıntıların izlendiği yere taşınmış.Dorlar ve
Romalılar yeni Knidos'a çok sayıda tapınak yapmışlar. Geç
Roma ve Erken Bizans döneminde tapınaklar yerlerini
kiliselere bırakmış.Şehrin nüfusu 70 binlere
ulaşmış.Bizans'ın son dönemlerinde ise bir yanda depremler
diğer yanda korsan saldırıları ile güçsüz kalan kent tümüyle
terk edilmiş,yarımada nüfusu binlere inmiştir.Yarımada
üzerindeki yerleşimler 13.yüzyılda Menteşoğulları Beyliği'ne
bağlanmıştır.15.yüzyılda ise Osmanlığı İmparatorluğu
sınırlarına katılarak Datça adını almış.Son Osmanlı
Padişahlarından olan Sultan Reşat döneminde Datça Adı
"Reşadiye "olarak değiştirilmiştir.Cumhuriyet'te ise tekrar
"Datça" adı verilmiştir.1047 yılında ise merkez bugünkü yeri
olan İskele Mahallesine taşınmış.
Eski Knidos / Burgaz
Burgaz ören yeri Datça ilçe merkezinin 2km kuzeydoğusunda,
yerleşim arasında ve kısmen de ekilir alan arasında kalmış.
Buradaki antik kalıntılarının Knidos'un ilk kuruluşuna ait
olduğu sanılıyor.İlk kez Bean ve Cook tarafından bilim
dünyasına tanıtılan Burgaz Ören yerinde kazı çalışmaları
1993 yılından itibaren Dr. Numan Tuna tarafından
yürütülüyor.Yaklaşık 1400 x 400 metrelik bir alanı kaplayan
ören yeri deniz kısı boyunca uzanıyor. Helenistik çağ öncesi
buluntular çıkarılan önemli bir merkez. Kent sur duvarları
ile çevrelenmiş. Bu alanın güneybatısındaki sığ sularda kule
ve deniz surlarının kalıntıları görülebiliyor. İ.Ö 4.yüzyıla
tarihlenen iki limanın kalıntıları da günümüzde deniz
kıyısında izlenebiliyor. Kazılarda İ.Ö. 8. yüzyıla kadar
tarihlenen yerleşim katları ortaya çıkarıldı.Kazı
çalışmaları ile Burgaz yerleşiminin geometrik dönemden beri
var olduğunu, İ.Ö 330'lardan önce terk edilerek öneminin
azaldığını, ancak deniz kıyısındaki depolama ve liman
yükleme işlerinin ve daha iç kısımlarda ise tarıma dayalı
bir yaşamın ve buna bağlı dağınık yerleşmenin sürdüğü,
ayrıca nekropolün Kullanımına da devam edildiği
anlaşılıyor.Doğu yönünde deniz kıyısında bulunan büyük bir
şarap imalathanesi de kazıldı.
Sarı Liman :
Knidos'un ilk kurulduğu yer olan Burgaz yerleşimi dönemine
ait. Kalıntılar 1998 yılından beri T.C. Kültür bakanlığı
adına O.D.T.Ü tarafından Alman Bilimsel Araştırma Kurumu
işbirliği ile Gerda -Henkel Vakfının katkılarıyla
kazılıyor.Prof Dr. Numan Tuna'ya göre antik dönemin ünlü
tarihçisi Heredot'un eserinde sözünü ettiği 6 Dor şehir
birliğinin toplanarak Apollon adına yarışmalar
düzenledikleri yer burasıydı ve yarışmada birinci gelenlere
verilen ödüllerin konullduğu ünlü Apollon Tapınağı da burada
bulunuyor. Ona öre kazı sonuçları,özellikle alt terasta
yapılan kazılarda ele geçen buluntular Emecik Sarı Liman
Kutsal alanının M.Ö 6yy sonlarına kadar deniz aşırı bir
öneme sahip olduğunu göstermiştir.Buluntular Mısır, Fenike,
Etrüsk kökenli ithal malların tanımlandığı geniş hinterlandı
kadar şimdiye kadar Doğu Yunan üretimi olarak bilinen ancak
Knidos malı olduğu kesinleşen kireç taşı ve pişmi toprak
figurinler ile çanak çömlek örneklerini zengin bir
çeşitlilik ile sergilemesi bakımından da dikkat çekicidir.
Kutsal alanda ele geçen epikgrafik veriler ve adak eşyası
olduğu anlaşılan değerli arkeolojik eserlerin gösterdiği
özellikler Arkaik Çağ Emecik kutsal alanının Apollon ile
ilişkilendirilmesini kanıtlamaktadır.Apollon Tapınağın'da
yapılan kazılarda M.Ö. 8.-9. yy'la kadar eskiye giden
votivler, adaklar, heykeller, boğa, şahin ve savaşçı
figürinleri bulunmuş; tapınak ve etrafında yapılan kazılarda
daha sonraki dönemlerde başka tapınak ve kiliselerin de
yapıldığı ortaya çıkarılmıştır.
Çeşme
antik çağda CYSSUS adıyla bilinen Çeşme, Anadolu'nun Batı
kıyısında MÖ.1000 yıllarında tahmin edilen 12 İyonya
kentinden biri olan Erythrai (ERİTRE)' nin Ildırı
İskelesiydi. Bu nedenle Çeşme' nin tarihi ile bir arada ele
alınması gerekir. Bugün arkeolojik ve turistik yönden büyük
önem taşıyan ERİTRE, MÖ.7. ve 8. Yüzyıllarda büyük bir
iktisadi güce sahip olmuştur. Bu dönemde kent, Doğu Akdeniz
ve özellikle Kıbrıs ile ticari ilişkilerde bulunuyor
ve(CHIOS) -SAKIZ adası ile birlikte esir ve şarap ticaretini
elinde tutuyordu. ERİTRE, önce LYDIA (LİDYA),sonradan
perslerin saldırısına uğrayıp büyük ölçüde zarar
görmüş,MÖ.14.yüzyılda ise yeniden zengin bir devlet
olmuştur. MÖ.2.yüzyılda kent , Bergama krallığına ,daha
sonra da Roma İmparatorluğuna bağlanmıştır. Romalılar
zamanında Çeşme yöresi CYSSUS adını almıştır.Roma
imparatorluğu ikiye bölününce Bizans topraklarında kalan
ERİTRE,önemini kaybetmiş,özellikle Put'a ve çok Tanrılı
dinlere karşı olan inancın güçlendiği dönemde,kentteki antik
yapıların çoğu yıkılıp yakılmıştır.
Ortaçağda Bizans İmparatorluğu'na bağlı olan ERİTRE ve Çeşme
Yöresi ilk olarak ÇAKA BEY zamanında Türklerin eline
geçmiştir.M.S. 1081 de Birinci Kılıçaslanın kayınbabası ÇAKA
BEY tarafından Selçuklular devrinde KLOZEMENE yarımadası ele
geçirilmiştir. Osmanlılar zamanında Yıldırım Beyazıt
tarafından yeniden Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanan kent
1402 Ankara Savaşından sonra Timur tarafından tekrar
Aydınoğullarına bağlanmış,1422 yılında yeniden Osmanlılara
geçmiştir. Birinci Dünya Savaşından sonra yurdumuzun
paylaşılmasıyla Çeşme Yunanlılar tarfından işgal
edilmiş,fakat Kurtuluş Savaşı'nda,Fahrettin Altay Paşa
birlikleri tarafından,16 Eylül 1922'de düşman işgalinden
kurtarılmıştır. İlçenin adından da anlaşılacağı gibi birçok
tarihi çeşme'yi bünyesinde barındırmaktadır.
ÇEŞME TARİHİNDE ÜNLÜ KİŞİLER ÇAKA BEY
1071 yılında Aandolu`yu yurt haline getirme girişimlerine
başlayan Türkmen Beylerinden olan ÇAKA BEY . Batı
Anadolu`nun fethi sırasında 1078-1081 yılları arasında,
Bizans Komutanlarından Kabalika Alexandros ile yaptığı
muharebede yenik düşmüştür. Alexandros esir aldığı bu büyük
kumandanın zekasına ve cesaretine hayran olmuş, kendisini
imparator BATANCIATES`in sarayına göndermiştir. ÇAKA BEY`in
saygıdeğer ve kibar bir soydan oluşu, tavır ve
hareketlerinden anlaşılmaktaydı. B uimparatorun dikkatini
çekmiş ve ona diğer esirlerinden farklı olarak çok özel bazı
haklar tanımıştır. 1081 yılında Bizans İmparatorluğu`na
Aleksios 1.in geçmesi üzerine eski durumu sarsılan ÇAKA BEY,
saraydan kaçarak EGE sahillerine yerleşmiş ve kuvvetli bir
ordu kurmuştur. ÇAKA BEY daha sonra İzmir`i fethetmiş ve bir
müddet sonra da burada beyliğini kurmuştur. Sarayda
bulunduğu sürede, İç Anadolu`nun diğer Türk Beyliklerince
işgal edildiğini öğrenen Çaka Bey, Ege adaları dahil olmak
üzere, beyliğini genişletmeye karar vermiştir. Böylece ilk
Türk donanmasını kurmuştur. Donanmayı ilk ele geçirdiği
şehir Foça`dır. Daha sonra sırasıyla Midilli ve Sakız
adaları ele geçirilmiştir. Bu arada Bizans İmparatorluğu,
vakit geçirmeden donanmasını Çaka Bey`in üzerine yollamış ve
tarihe Türklerin yaptığı ilk deniz muharebesi olarak geçen
bu savaşı büyük komutan zaferle noktalamıştır. Tarihe "Koyun
Adaları Deniz Savaşı" olarak geçen bu savaş, aynı zamanda
ilk deniz savaş taktiğinin uygulandığı bir savaştır. Artık
Çaka Bey, bazı önemli adaları, İzmir`den Çanakkaleye kadar
olan yerleri Bizansın Trakya kısmını ele geçirecekti. Bunun
üzerine büyük bir donanma meydana getiren Çaka Bey, ilk
etapta Edremit`i ve Çanakkale bölgesini ele geçirmiş, bu
suretle Boğaz bölgesine hakim olarak karşı yakaya geçmeyi ve
Trakya`yı ele geçirerek İstanbul`u fethetmeyi tasarlamıştı.
Bu tehlike karşısında Bizans İmparatoru İznik Beyi Kılıç
Aslan`la bir anlaşma yaparak denizden ve karadan Çaka Bey`in
elinde bulunan Abydos`u kuşattı. Damadı olan Kılıç Aslan`ın
bu ihanetini hiç beklemeyen Çaka Bey, Kılıç Aslan`la
anlaşmayı savaştan daha yeğ buldu ve görüşme isteği Kılıç
Aslan tarafından kabul edildi. Anlaşma gerçekleşti, ancak
akşam, şerefine verilen ziyafette aşırı alkol almaya teşvik
edilen Çaka Bey, bir gaflet anında Kılıç Aslan tarafından
öldürüldü.
CEZAYİRLİ HASAN PAŞA
Hasan Paşa 1720`de Gelibolu`da doğdu. Gelibolulu tüccar Hacı
Muhammed Efendi`nin kölesi idi. Sonradan efendisi tarafından
azad edilen Hasan Paşa, onun verdiği bir miktar sermaye ile,
yiğitlerin şöhretini duyduğu Cezayir`e gitmek için yola
çıkmış, ancak yolda gemileri yabancı bir gemiye rampa edince
Hasan Paşa, çok genç olmasına rağmen düşman gemisine
sıçrayıp büyük bir cesaretle cenge katılmıştı. Geminin
mürettabatından onbeş kadarını tek başına ölddürdükten
sonra, diğerlerini geminin ambar ve kamarasına kapatarak
gemiyi ele geçirmişti. Hasan Paşa`nın bu cesareti o zamanın
Cezayir dayısı tarafından pek takdir edildiğinden, gemi
kendisine verilerek Dayılar arasına katılmıştır. Kısa
zamanda şöhrete ulaşarak Tlemsen Beyi olan Hasan Paşa,
Cezayir`deki dayıların hasetliğine maruz kalıp, hayati
tehlikeye düştüğünden İspanya`ya geçmiştir. Oradan da
İstanbul`a geçmiştir. Hasan Paşa, Cezayir`e gitmeden önce
yeniçeri ocağına yazılmış ve Belgrad seferinde büyük
başarılar göstermiştir. Kendisi denizciliği ile meşhur
olduğundan kaptanlar sınıfına alınarak, bir de gemi
verilmiştir. 1770`de MİR-İ MİRANLIK payesi verilerek kaptan
olmuş ve Limni adasını Hırıstiyanlardan alıp "GAZİ" ünvanını
almıştır. Aynı sene içinde vezir olan Hasan Paşa, Kaptan-ı
Derya tayin olmuştur. Daha sonra boğaz muhafızı, sonra da
Anadolu eyaleti ve Rusçuk Seraskeri oldu. 1786`da Sadaret
kaymakamı olan Hasan Paşa, iki sene sonra Kaptan-ı
Deryalıktan azledildi. Hasan Paşa Kaptan-ı Derya olduğu
senelerde 1768 Türk-Rus harbi baş göstermişti. Rusların
Akdenize gönderdikleri Baltık donanması önce Osmanlı
donanmasıyla çarpışmış, ama bu çarpışmada kesin sonuç
alınamamıştı. Ege kıyılarına yakın KOYUN ADALARI civarında
yapılan ikinci bir savaşta asıl muharebe Hasan Paşa`nın
kalyonu ile Rus Amirali Sipiridov`un gemisi arasında
olmuştur. Hasan Paşa ile otuz kadar yiğit Rus gemisine
geçmiştir. Düşman gemisinde yapılan kahramanca çarpışma
esnasında yaralanan Hasan Paşa, tekrar kendi gemisine
geçmiştir. Bu beklenmeyen baskın ile şaşkına dönen Moskoflar
telaşa kapılarak kendi cephaneliklerini ateşlemişler, ateş
Türk gemisine de sıçrayınca her iki gemi de yanmaya
başlamıştı. Türk yiğitleri de kıyıdan gönderilen bir kayıkla
kurtarılmışlardı. Hasan Paşa`ya gösterdiği kahramanlık
sebebiyle kendisine Kaptanlık ve Beylerbeyliği verilmiştir.
Hasan Paşa`nın ikinci Kaptan-ı Deryalığı 15 yıl sürdü. Bu
süre içinde pek büyük hizmetlerde bulunan Hasan Paşa, Suriye
ve Irak`ta başgösteren Tahir Ömer isyanını bastırmış, daha
sonra 1787 Rus-Avusturya harbinde Yılan Adası savaşına
katılıp, Rus donanmasını mağlup etmiştir. Ertesi yıl İsmail
önünde de Rusları hezimete uğratarak başarı kazanmış, bu
başarısı üzerine Sadrazamlık payesi verilmiştir. Hasan
Paşa`nın bu görevi 3 ay sürmüştür; 1790 senesinde vefat
etmiştir. Hasan Paşa, yürüttüğü devlet hizmetleri yanında
birçok hayır eserleri de bırakmıştır. İstanbul tersanesinde
bir kışla yaptıran Hasan Paşa, Midilli`ye çeşmeler yaptırdı.
Bakla`da yine çeşme, Vizne`de cami, hama ve üç çeşme,
Midilli`de Paşa köşkü ve büyük mermer havuz ve Limni, Sakız,
İstanköy adalarında çeşmeler yaptırdı. Hasan Paşa`nın en
büyük özelliği, kendisine alıştırdığı bir aslanı daima
yanında gezdirmesiydi.
GELENEK VE GÖRENEKLER
NİŞAN BALIĞI :
Nişan yapacak olan oğlan evi tarafından büyük bir balık
avlanır.Bu balık iri bir çipura,sinavrit veya levrek
olabilir.Balık oğlan evi tarafından süslenir,balığın üstüne
parlak kağıtlarla kız ve oğlanın isimlerinin baş harfleri
çeşitli motiflerle işlenir.Süslenen balık bir tepsiye konur
törenle kız evine gönderilir.Kız evi de bunu pişirir ve bir
parçasını oğlan evine gönderir.
ŞEKER İŞİ :
Nişanlanan kız evi tarafından yapılır.Un kurabiyesine
benzeyen,fakat çok zahmetli olan ve pahalıya mal olan şeker
işi,nişanda ve nişandan sonra,önce oğlan evine,sonra tebriğe
gelen misafirlere ikram edilir. Şeker evinin güzel olması
kız evinin övünç kaynağıdır.
TESTİ KIRMA :
Eskiden düğünlerde,sünnetlerde oynayan kişinin şerefine yere
vurularak testi kırılırdı.Çeşme'de özel olarak testi satan
dükkanlar mevcuttu.Bir kişi oynarken kırılan testinin
fazlalığı,o kişinin itibarını ve oyun gücünü gösterirdi.
BAZİNA :
Yaz günleri tütün kırımlarından sonra aileler tarafından
düzenlenen yemek şölenidir.Davetliler bu davete tahta
kaşıklarını alarak giderler.Hamur işi,bamya,kıyma ile
yapılan bu özel yemek yendikten sonra,başka bir Bazina günü
için tarih tespit edilir. |